GenelÇevre BiyolojisiYaşamZooloji

Galápagos Adaları: Evrimin Laboratuvarı

Etkileyici bir jeolojik tarihe sahip olan Galápagos Adaları, eşsiz bitki ve hayvan yaşamı örnekleriyle karmaşık bir ekosisteme ev sahipliği yapmaktadır. Adadaki bitkiler ve hayvanlar, meşhur doğabilimci Charles Darwin’e evrim teorisini ortaya koymada ilham kaynağı olmuştur. Binlerce turist ve bilim insanı her yıl buradaki vahşi yaşamı incelemek amacıyla adalara akın etmektedir.

Coğrafya

13 büyük ada, 7 daha küçük ada ve yaklaşık 125 adacık ve kayalıktan oluşan Galápagos Adaları Ekvador’un Pasifik Okyanusu kıyısında yaklaşık 1000 km boyunca uzanır. Ekvatorun üzerinde olmalarının bir sonucu olarak adaların bir kısmı güney, bir kısmı ise kuzey yarımkürede yer almaktadır.

En büyük ada olan Isabela 4670 kilometrekarelik bir alanı kaplar ve rakımı 1707 metreye kadar ulaşır. Ana adaların en küçüğü olan South Plaza’nın yüzölçümü ise 0,13 kilometrekaredir, yani yaklaşık 20 apartman sitesi alanı kadar.

Jeoloji

Galápagos Adaları, Güney Amerika levhası boyunca doğu-güneydoğuya doğru hareket eden Nazca levhası üzerinde yer alan volkanik adalardır. İki tektonik levhanın buluşmasıyla Nazca levhası Güney Amerika levhasının altına kayarak bir dalma zonu yaratmıştır. Bu olayın sonucu olarak And Dağları oluşmuştur.

Nazca levhası Galápagos kızgın noktasının -magmanın kabuğa ulaştığı nokta- üzerinden geçerken yanardağlar patladı ve bunun neticesinde Galápagos Adaları biçimlendi. Kızgın noktanın en azından 20 milyon yıldır aktif olduğu ve bugün gördüğümüz haliyle adaların son 3 ila 4 milyon yılda oluştuğu tahmin ediliyor. Kızgın nokta üzerinde çağlar boyunca belirgin olan hareket kabaca aynı doğrultuda artmaya devam ediyor. En yaşlı adalar Isla Española ve South Plaza 3-4 milyon yaşında. Darwin Adaları, Fernandina, Genovesa, Isabela, Marchena ve Santiago ise yaklaşık 700.000 yıllık adalar.

Yanardağların çoğu hala aktif durumda. Philadelphia’daki Drexel Üniversitesinden yanardağ bilimci Loyc Vanderkluysen’in belirttiğine göre Isabela’yı altı farklı yanardağ oluşturuyor. 1990 yılından bu yana Galápagos’un üç farklı adasındaki altı yanardağda patlamalar oldu.

İklim

Tropiklerde bulunmalarına karşın Galápagos Adalarında gür yağmur ormaları yoktur. Cornell Ünivesitesinin verdiği bilgiye göre adaların konumu kesişen üç okyanus akıntısının yolu üzerindedir. Humboldt (ya da Peru) Akıntısı Antarktika’dan soğuk suları getirir, kuzeyden gelen Panama Akıntısı daha sıcaktır ve Cromwell Akıntısı ise derindeki soğuk suların yüzeye çıkmasına neden olur (buna yukarı doğru akıntı denilir). Daha soğuk sular iklimi ılıman ve kuru tutar.

Adalar her yıl iki mevsim yaşar. Kuru mevsim temmuz ayından aralık ayına kadardır. Bu zamanda sıcaklıklar 20 oC derecelerin ortalarında seyreder ve yağış miktarı ortalamaları aylık 1 cm’den biraz fazladır. Kuru mevsim boyunca yüksek kesimlerde sıklıkla sis görülür ama yağmur çok azdır. Sıcak mevsim ocaktan hazirana kadar sürer. Bu mevsimde sıcaklık 30 oC civarındadır ve aylık yaklaşık 3 cm yağış miktarına ulaşılır. Mart ve Nisan volkanik kayalara ve toprağa karışan yağmurlarla birlikte en yağışlı aylardır.

El Niño, iki ila sekiz yılda bir daha sıcak, besleyicilik açısından daha fakir suları getirir. Çoğu tür, besin zincirinin aksadığı bu zaman boyunca sıkıntı yaşar. 1982-1983 ve 1997-1998’in El Niño vakaları oldukça yıkıcı geçmiş, deniz iguanaları popülasyonu yaklaşık yüzde 90 azalmış ve penguen popülasyonu yüzde 75’ten fazla düşmüştür. Deniz aslanı popülasyonu yüzde 50 civarında azalırken 3 yaşın altındaki bütün deniz aslanları yok olmuştur.

İklim değişikliğinin El Niño vakalarının şiddetini ve sıklığını etkilemesiyle birlikte “yeni normal”in, tüm yıl boyunca daha sıcak hava, daha çok su ve artan yağış miktarıyla El Niño dönemlerine benzer olacağının tahmin edildiği doğal Hayatı Koruma Vakfı tarafından belirtiliyor. İklim değişikliği aynı zamanda deniz seviyelerini ve asitlik oranlarını arttırabilir.

Bitkiler

Galápagos’a özgü 600 bitki türü vardır ve bunların en azından yüzde 30 kadarı endemiktir; yani dünyanın başka bir yerinde bulunmaz.

Ayrıca yaklaşık 800 kadar dışarıdan gelmiş tür bulunur ki bunların bazıları işgalci türler olup çevrelerindeki yerli bitki ve hayvanlara zarar verir. Kinin, guava ve böğürtlen bunlar arasındadır. Plantwise’ın bildirdiğine göre tropikal japonsarmaşığı gibi birkaç işgalci tür başarıyla ortadan kaldırılmıştır.

Galápagos’ta üç temel bitki örtüsü bölgesi vardır: kıyı, kurak topraklar ve nemli yüksek araziler. Kıyı bölgesi adaların sahil şeridini takip eder ve burada yetişen mangrov ağaçları birçok kuş, iguana, deniz aslanı ve deniz kaplumbağasına korunak ve gelişme alanı sağlar. Ağacın kökleri karides, yengeç ve küçük gibi balıklar gibi deniz canlıları için güvenli bir ortam temin eder. Bu bölgede yetişen diğer bitkiler tuzçalısı ve sahil gündüzsefasıdır.

Kurak bölge, adalarda en büyük alanı kaplar ve buralarda daha ziyade kaktüsler, sukkulentler (etli yapraklı bitkiler) ve yapraksız çalılar gibi çöle özgü bitkiler yetişir. Bu bölge sahil şeridinden başlayıp 60 m yüksekliğe kadar uzanır.

Kurak bölge ile nemli yüksek araziler arasında bir geçiş bölgesi yer alır. Burası, küçük ağaçlar ile çeşitli türlerden eğrelti otlarının egemen olduğu yoğun bitki örtüsüyle hem kurak hem de nemli bölgelerin özelliklerine sahiptir.

Yaklaşık 300 m yükseklikten itibaren nemli yüksek araziler yer alır. Burada yetişen scalesia ağacı ile Miconia robinsoniana çalısının adalardaki soyu en fazla tehlike altındaki bitki türleri oldukları düşünülmektedir. Bu alanlar adalardaki en verimli topraklara sahiptir ve büyük kısımları adalarda yaşayan insanlar için tarıma açılmıştır.

600 m yüksekliği aşan birkaç adada ağaçsı eğrelti otları (Cyathea weatherbyana) egemen bitki örtüsüdür.

WQLCe84VRMnnGQ6XeZAkV7 650 80
Espanola Adasında bir Galápagos kaplumbağası

Hayvanlar

Galápagos birçok eşsiz hayvanlarıyla ünlüdür. Bunlar arasında dev kaplumbağalar, iguanalar, Darwin’in ispinozları ve Galapagos penguenleri sayılabilir. Adalardaki kuşların yüzde 80’i, sürüngenlerin ve kara memelilerinin yüzde 97’si ve deniz canlılarının en az yüzde 20’si sadece bu adalara özgü endemik türlerdir.

1,8 m’ye varan uzunlukları ve 250 kg’dan fazla ağırlıklarıyla dünyanın en büyük kaplumbağaları Galápagos’tadır. 100 yılı aşkın süre yaşayabilen bu hayvanların en yaşlı üyesi 170 yaşına kadar ulaşmıştır.

Galápagos Conservancy tarafından belirtildiği üzere vahşi doğada WWF tarafından tehlikede olduğu kabul edilen türlerden yaklaşık 20.000 ila 25.000 kadar Galápagos kaplumbağası vardır. Dört türün soyu tükenmiştir. Pinta Adasına özgü Chelonoidis abingdoni türünün yaşayan son üyesi 2012 yılında ölmüştür. Dev kaplumbağaların yaşamına yönelik tehditler arasında işgalci türler ve iklim değişikliği bulunur.

Dünyadaki tek deniz iguanaları -ayrıca karada yaşayan üç türle birlikte- Galápagos’a özgüdür. Deniz iguanalarının 1,2 m uzunluğa ulaşabildikleri bilinmektedir, kara iguanaları da 1 m’yi aşabilir. Hem denizde hem de karada yaşayan deniz iguanaları beslenmek için suda, dinlenmek ve çiftleşmek için ise karada bulunurlar. Denizde görece daha az avcıyla karşı karşıya iken karada hem deniz hem de kara iguanaları şahinler, balıkçıllar ve kedilerle köpekler gibi yabancı türler tarafından avlanırlar. Bazı bölgelerde yabancı türler nedeniyle sayıları fark edilir ölçüde azalmıştır. Bununla birlikte koruma çalışması neticesinde popülasyonlarının arttığı ve sağlıklı oldukları düşünülmektedir.

Galápagos Adalarının yerlisi olan sadece birkaç memeli türü vardır: Galápagos deniz aslanları (Zalophus wollebaeki), Galápagos kürklü fokları (Arctocephalus galapagoensis), dört pirinç sıçanı türü (Nesoryzomys narboroughii, Oryzomys bauri, Nesoryzomys swarthy ve Nesoryzomys fernandinae) ve iki yarasa türü (Lasiurus cinereus ve Lasiurus brachyotis). Yunuslar ve balinaların da adaları ziyaret ettikleri görülmektedir.

Galápagos deniz aslanı adaların en büyük hayvanıdır, erkeklerinin ağırlığı 250 kg’a kadar çıkabilir. Bu hayvanlar sıklıkla sahillerde ve rıhtımlarda uzanırlarken görülmektedir. Deniz aslanları, baskın bir erkeğin birden fazla dişiyle harem kurduğu ya da bekarların oluşturduğu koloniler halinde yaşar.

Galápagos kürklü fokları -ki aslında bir deniz aslanı türüdür- yüzmedikleri zamanlarda kayalık ve gölgeli sahilleri tercih ederek buralarda dinlenir. 1800’lerde kürklü foklar yalıtkan kürkleri için neredeyse yok olmalarına neden olacak derecede avlanıldı. Bugün ise deniz aslanlarına sayısına yakın olacak şekilde popülasyonlarının geri dönüş yaptığı gözlemleniyor.

Adalarda karada 29 kuş türü bulunuyor ve bunların 22 tanesi endemik türler, 4 tanesi de endemik alttürler. Darwin’in ispinozlarının çeşitleri, endemik türlerin 13 tanesini oluşturuyor, bunun yanında 4 adet alaycı kuş türü mevcut. 22 endemik türden 8’inin tehlike altında olduğu düşünülmekte. Galápagos Conservancy’nin bildirdiğine göre özellikle 2 türün soyu -mangrov ispinozu ve floreana alaycı kuşu- büyük tehlike altında.  

Darwin’in ispinozları adadaki en büyük popülasyon grubunu oluşturuyor. Darwin’in belirttiği üzere her bir tür, beslenme şekillerine bağlı olarak kendine özgü şekil ve büyüklüğe sahip gagalara sahip. Yiyecekleri; tohum, çiçek ve yapraklardan böceklere, kaplumbağa ve iguanaların üzerinde buldukları kenelere, deniz kuşlarının kanına kadar çeşitlilik gösteriyor. Darwin’in, ispinozların arasındaki farklara dair çalışmaları ona doğal seleksiyon ve evrim teorilerini geliştirmede yardım etmiştir.

6 endemik deniz kuşu türü vardır: Galápagos pengueni (Spheniscus mendiculus), uçamayan karabatak (Phalacrocorax harrisi), dalgalı albatros (Phoebastria irrorata), en büyük kuşlar; Galápagos fırtına kuşu (Pterodroma phaeopygia), lav martısı (Leucophaeus fuliginosus) ve kırlangıç kuyruklu martı (Creagrus furcatus). Bunlara ek olarak adalar; üç farklı sümsük kuşu türüne, büyük ve görkemli fregat kuşlarına ve kırmızı gagalı tropik kuşlarına ev sahipliği yapar.  

e7csrfpfJ4NK3qR9k8hRJ 650 80
Galápagos pengueni (Fotoğraf: dreamstime)

Galápagos pengueni ekvatora yakın yaşayan tek penguen türüdür. 2000 penguenin büyük çoğunluğu Fernandina ve Isabela adalarında yaşar. Bu penguen El Niño yıllarında dalgalanan küçük popülasyonu nedeniyle Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliğinin hazırladığı Tehlike Altındaki Türlerin Kırmızı Listesinde yer almaktadır. Biological Conservation dergisinde 2005 yılında yayımlanan bir makaleye göre artan El Niño vakalarından dolayı sayıları azalmaya devam etmektedir. El Niño vakaları penguenlerin bulabildikleri kadar besini depoladıkları üreme mevsiminin başında, besin kaynaklarında şiddetli düşüşlere neden olmaktadır.

Galápagos çevresindeki sularda yaşayan büyük deniz yaşamı popülasyonları arasındaki türlerin yaklaşık yüzde 20’si endemiktir. 2016 itibariyle adaların korumalı sularında 544 balık türü tanımlanmıştır. Bunların 79’u endemik ve 452 tanesi de Galápagos’un yerli türleri olup başka yerlerde de bulunabilen türlerdir. Bur türlerden 30 kadarı köpekbalığıdır. Bunlardan balina köpekbalığı (Rhincodon typus) -dünyadaki en büyük balık- 12 m uzunluğa ve 20 ton ağırlığa ulaşabilir. Ayrıca çeşitli vatoz türleri (yaklaşık 6 m genişliğindeki büyük manta vatozu gibi) ve birçok tropik balık türleri de bu sularda bulunmaktadır.

Tarih

Kâşif Thor Heyerdahl 1950’lerde Galápagos’ta çömlekler ve başka eserler buldu. Güney Amerika’dan insanların Kolomb döneminin öncesinde adayı ziyaret ettiğini öne sürdü. Galápagos’u ziyaret eden ilk Avrupalı o zamanın Panama piskoposu olan İspanyalı Fray Tomás de Berlanga idi. Mart 1535’te gemisinin rotasını kaybetmesi ile yanlışlıkla adalara ulaştı. De Berlanga tatlı su kaynağı bulma zorluğu ve kullanılabilecek hayvan ve bitki sayısının kısıtlı olması nedeniyle burasının değersiz olduğu kanısına vardı.

Adalar dünya haritalarında ilk kez 1570 yılında Gerardus Mercator ve Abraham Ortelius tarafından yapılan haritalarda Insulae de los Galopegos (Kaplumbağa Adaları) olarak yer aldı.

İspanya İmparatorluğunun yükselişte olduğu yıllarda korsanlar, adaları Avrupa’ya giden İspanyol gemilerine yaptıkları saldırılar için üs olarak kullandılar. Korsanlık eğilimlerine karşı İngiltere tarafından görevlendirilmiş olan kâşif Sör Francis Drake 1578 yılında adaları bu yönde kullanan ilk kişi oldu.

18. yüzyılın sonundan itibaren balina avcıları korsanların yerini almaya başladı. Balina avcıları sadece balinaları değil kaplumbağaları, kuşları ve kürklü fokları da soylarını tehlikeye atacak ölçüde avlıyorlardı. Sadece 19. Yüzyılda tahminen 200.000 kaplumbağa avlanmıştır ve yüzyılın sonuna kadar kürklü foklar neredeyse tükenme seviyesine gelmiştir.

1812 Savaşı sırasında Kaptan David Porter tarafından kumanda edilen USS Essex adalara ulaşmış Britanyalı balina avcılarının filosunun büyük kısmını yok etmiştir. Porter aynı zamanda Floreana yanardağının patlayışının betimlemelerini, çeşitli dev kaplumbağaların bazı farklılıklarını ve ayrıca adaların kıyıları gösteren çizimleri içeren ayrıntılı notlar yazmıştır. 

Galápagos’un ilk Avrupalı yerleşimcisi Floreana adasına 1805 yılında varan ve orada kaldığı süre boyunca şarhoş halde yaşayan Patrick Watkins adlı bir İrlandalıydı. Watkins, adalarda kalmaları için tuzağa düşürdüğü bir avuç insanla birlikte 1809 yılında bir gemi çalarak Ekvador’a kaçtı. Ne var ki büyük olasılıkla gemidekileri yolculuk boyunca öldürdüğü için karaya yalnız indi. Adalara geri dönmeyi planlasa da söylentilere göre gemisi varır varmaz hapse atıldığı için bunu muhtemelen hiç yapamadı. Moby Dick’in yazarı Herman Melville, ki kendisi de yıllarca balina avcılığı yapmıştır, 1841 yılında adaları ziyaret etmiş ve Watkins onun 1854 yılında yayımlanan Las Encantadas (Efsunlu Adalar) adlı öyküsüne ilham kaynağı olmuştur.

Adaların kolonizasyonu 1830’larda başlamıştır. Kolonicileri buraya Ekvadorlu General José María de Villamil getirmiştir. Floreana adasına getirilen bu koloniciler öncelikle askerlerdi. 15 yıl sonra bu yerleşim başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun ardından Floreana’da 1858 ve 1893 yıllarında iki kolonileşme denemesi daha oldu.

1920’lerde Norveçli yerleşimciler Floreana, San Cristóbal ve Santa Cruz adalarına ayak basmışlardır. Aslında balinacılık tesisi kurmayı planlarlarken bunu balıkçılık ve konservecilik işiyle değiştirmişlerdir. 1929’da Alman koloniciler, Norveçli çiftçi ve balıkçılarla çalışmak üzere bölgeye ulaşmaya başlamışlardır.

19. yüzyılın ortalarında Floreana ve San Cristóbal’de, 1940’larda da Isabela’da ceza kolonileri kurulmuştur. Isabela hapishanesinde 1958 yılında çıkan bir isyanın ardından 1959 yılında ceza kolonileri kapatılmıştır.

UNESCO’nun bildirdiğine göre, kara alanlarının çok büyük kısmı -%97’si- 1959 yılında koruma altında ulusal park yapılmıştır. Adaların dördü, -Floreana, Isabela, San Cristóbal ve Santa Cruz- toplam 25.000 civarı sürekli insan nüfusuna sahiptir. Kalacakları yerler adalardaki toplam kara alanlarının yüzde 3’ü ile kısıtlanmıştır.

Darwin ve Evrim

Evrimin babası olarak bilinen Darwin aslında eğitimli bir jeologtur. Darwin 1835’te Galápagos’a varmadan önce yaklaşık dört yıldır Güney Amerika etrafında seyahat ediyordu. Bu zaman boyunca Darwin anakaradaki çeşitli iklimlerde ve geminin yolu üzerinde ziyaret ettiği Atlantik Okyanusu üzerindeki adalarda birçok bitki ve hayvanın yaşamına yakından tanıklık etmiştir.

Darwin HMS Beagle ile yolculuğuna başladığında bir yaratılışçıydı ama yolculuk boyunca fikirleri yavaş yavaş değişti. Özellikle Galápagos ve çevresindeki yaşam üzerine çalışmaları bu değişimi tetikledi. Darwin çeşitli büyüklüklerde, birbirine yakın ve jeolojik olarak genç birçok adada benzer ama birbirinden farklı hayvan ve bitki türlerinin yaşamını gördü. Darwin, Galápagos’taki yaşamın, yaratılışçılığın mevcut görüşleri ile mantık çerçevesinde uyuşmadığı sonucuna vardı.

Darwin’in yolculuktan eve dönüp evrimi ve doğal seçilimi destekleyen bu yapbozu tamamlaması 23 yılını aldı. Evrimin gelecek nesillere belli özelliklerin nasıl geçtiğini açıkladığını biliyoruz. 1859 yılında yayımlanan Darwin’in meşhur Türlerin Kökeni kitabı, ondan önceki çalışmalar ve onun üzerine koydukları ile beraber evrime dair çalışmaların temelini oluşturdu. Bu evrimi destekleyen kanıtları ortaya koyan belirleyici bir çalışma idi. Teorinin ortaya konulmasından sonra bilim çevreleri 10 yıl içerisinde yaratılışçılık yerine evrim ve doğal seçilimi kabul ettiler ve bu dünyayı dönüştüren fikirler yaklaşık 160 yıl sonra bugün hala canlı ve gündemde.

Çevresel Tehditler ve Koruma Çabaları

UNESCO’ya göre Galápagos açısından öncelikli tehditler; işgalci bitki ve hayvan türleri, artan turizm, demografik büyüme, yasadışı balıkçılık ve denetim sorunlarıdır. Küresel ısınma adaları etkilemeye başlayan bir başka tehdittir.

Adalar gibi yalıtılmış yaşam alanlarında bir denge vardır ki bu da tür tiplerinin, popülasyonların ve yok oluşların arasında varlığını sürdüren tür çeşitliliğini etkiler. İşgalci hayvan ve bitki türleri çevreye insanlar, hava ya da su aracılığıyla ulaşır. İşgalciler doğal dengeyi allak bullak edebilir ve böylece soyları yok olan yerli hayvan ve bitki türlerinin soylarının tükenmesinde büyük bir artış ortaya çıkabilir.

İşgalci türlerin yayılması önleyici önlemlerle yavaşlatılır. Yerel halkın ve adaya gelen gezginlerin eğitilmesi, yerel ekosistemi eski doğal dengesine getirecek bilinçli kararlar verilmesinde kilit faktördür.

Yerel ekosisteme bir başka büyük tehdit yasadışı balıkçılıktır. Örneğin köpekbalıklarının yüzgeçleri için avlanılması ekosistemde bir dengesizlik yaratmaktadır. Deniz aslanları gibi diğer avcı türleri popülasyonları artacaktır, bu da birçoğu ticari olarak değerli balık türlerinin tükenişinde bir artışla sonuçlanacaktır. Dengesizlik sonunda hem av hem de avcı için sürdürülemez bir ortama neden olacaktır. Araştırmacılar adalar çevresinde balıkçılığı denetleme konusunda var olan kuralların daha da güçlendirilmesinin ve köpekbalıklarını belirli durumlarda avlamaya izin verilmesi gibi bazı yasal boşlukların doldurulmasının adanın doğal biyoçeşitliliğinin ve sağlığının sürdürülmesi açısından gerekli olduğu kanaatindeler.

Carthage Üniversitesinden Dr. Jeffrey Roberg, adalardaki doğal dengeyi aksatmada en başta gelen işgalci türün turistler olduğuna inanıyor. Mümkün olduğunca dikkatli olsalar bile turistler, çevre üzerinde negatif etkiler bırakabilirler. Bir yandan koruma çabalarının para kaynağı olan turistler konusunda böyle bir sıkıntı söz konusu. Belirli kurallar dahi olsa Roberg’e göre daha fazla insan bu kuralların daha fazla çiğnenmesini beraberinde getirebilir.

Adalardaki oteller, gemiler ve diğer kalacak yerler 2015 yılında 250.000 kadar turisti ağırladı. Herhangi bir limiti olmayan bu sayının gerekli yasal önlemler alınmazsa çok daha artacağı tahmin ediliyor.

Artan turizm, artan yaya trafiğini ve turistlerin kendileri için belirlenen yollardan ayrılma potansiyelini de beraberinde getiriyor. Daha fazla malzeme ve su kullanımı ve ayrıca 2001 yılındaki petrol sızıntısı kazası benzeri vakaların artma ihtimali de cabası. Artan çöp miktarları da çevre için bir başka tehdit olarak karşımıza çıkmakta.

Turistler öncelikli olarak gemilerde yatıp kalksalar da gemilerin ışığı geceleri böcekleri çekebilir ve bu böcekler başka adalara, kendilerine ait olmayan ortamlara taşınarak buralarda yıkım yaratan işgalci türler haline gelebilir.

Sonuç olarak adaların görece saf durumunu korumak için kurallara uymak çok önemli. Bir Galápagos yolculuğu her zaman yunuslarla, köpekbalıklarıyla, dev kaplumbağalarla ve sümsük kuşlarıyla geçecek bir macera demek. Bunun yaşatılmasının sorumluluğu da biz insanların üzerinde.

Çeviri: Mümin Can

Referanslar

1. The Galápagos Islands: Laboratory of Evolution
<https://www.livescience.com/62902-galapagos-islands.html>

Kapak Görseli: Dreamstime (Espanola adasının Gardner koyunda güneşlenen deniz aslanları)

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı