Spor Dünyasındaki Hurafelerin Kökeni Nedir?

Hollandalı efsane futbolcu Johan Cruyff, her maçtan önce takımının kalecisinin karnına tokat atardı. Başarılı tenisçi Serena Williams ise her servisinden önce topu beş defa sektirir. Bunlara benzer şekilde her maçtan önce tavuk yiyen, sahaya girmeden ilginç hareketler yapan, hatta müsabakanın yapılacağı alana büyü yapmaya çalışan sporcular bile bulunmaktadır.

Bu türden hurafeler elbette sadece spor dünyası ile sınırlı değildir. İyi şans getirsin diye tahtaya vurmak, merdiven altından geçmemek gibi hareketler günlük hayatta karşımıza çıkabilmektedir. Böyle ritüeller bazen iyi şans gibi motivasyonlara bile ihtiyaç duymaz. Mesela su kaynar kaynamaz çayı demlemek yerine bir dakika beklemek gibi neden yaptığımızı bilmediğimiz kendimize has davranışlarımız olabilir.

Peki bu hurafeler neden hayatımızda? Neden bu ritüelleri tekrar ediyoruz? Mantıksız inanışlarımızın doğurduğu hareketlerin ortaya çıkış sebebi nedir? Tüm bunların kökeni aslında hayvanların evrimsel mücadelelerinde yatıyor.

Hareketleri Tekrar Etmek

Düşünmeksizin yaptığımız şeyleri alışkanlık olarak adlandırırız. Alışkanlıklar kullanışlıdır, çünkü onları yapmak için zihinsel bir çaba harcamayız. Beyinlerimiz bu türden yeni rutinleri ortaya çıkaran mekanizmalara sahiptir. Aynı şekilde diğer canlılar da böylesi alışkanlıklar yaratmaya oldukça yatkındır.

Güvercinler bile batıl inanç kaynaklı davranışlar geliştirebilir. Bu durumu B. F. Skinner’ın ünlü çalışması açık bir şekilde göstermektedir. Skinner’ın deneyinde güvercin her 15 saniyede otomatik olarak yiyecek veren bir mekanizma bulunduran bir kafese konuluyordu. Başlangıçta güvercinin sıradan pasif davranışları gözlemlenebiliyordu. Elli dakika sonra ise kafes açılıyor ve güvercinlerin farklı davranışlar edindiği görülüyordu. Kuşlardan bir tanesi yiyecek sepetine bakmadan saat yönünde üç kez dönüyordu, bir diğeri ise kafasını sol köşeye sallıyordu. Açıkça ifade edilecek olursa bütün güvercinler belli ritüelleri tekrar tekrar yapıp durmaktaydılar.

Biz yiyeceğin güvercinlerin hareketlerinden bağımsız olarak verildiğini biliyoruz ama güvercinler bunu bilmiyor. Kendimizi güvercinin yerine koyarsak durumu daha iyi kavrayabiliriz. İnsanların dünyası, kafesler ve otomatik düzenekler hakkında pek bir şey bilmiyorsunuz. Kafesin içinde yürürken bir anda saat yönünde üç kez dönmeye karar veriyorsunuz ve tam o anda önünüzde yiyecek beliriyor. Bu durumda ne yapardınız? Muhtemelen o an yaptığınız hareketi tekrar ederdiniz. Hareketi sürekli yapardınız ve bir bakardınız ki işe yaramış, yine yiyecek gelmiş.

Hurafelerin bu kaynaktan geliştiğini belirtiyor Skinner.  Batıl inançlar zamanla davranışlarımıza nüfuz ediyor çünkü başarı anında ve öncesinde yaptığı hareketi tekrar etmeye meyilliyiz. Bu hareketlerin gerçekten etkili olup olmadığını göremesek bile bu şekilde davranıyoruz. Dünyadaki olayların nasıl meydana geldiğini anlamaya çalışıp buna uygun olarak hareket etmek yerine iyi bir şey olmadan önce yaptığımızı tekrarlamak daha kolay geliyor. Başka bir ifadeyle nedenleri boşverip “Bozulmadıysa, düzeltmeye çalışma!” prensibine sarılıyoruz.

Alışkanlığı Biçimlendirmek

Cambridge Üniversitesinden psikolog Tony Dickinson alışkanlıklara dair araştırmayı bir adım öteye götürdü. Dickinson fareleri yiyecek için bir kaldıraca basmak ve içecek için bir zinciri çekmek üzere eğitti. Hayvanlar şimdi hangi ödülü istediklerine karar verebiliyorlardı. Eğer deneyden önce su vermişseniz kaldıraca basma, yemek vermişseniz zinciri çekme işlemlerini yaptıkları görülüyordu.

Ancak bir noktada ilginç bir durum açığa çıkıyordu. Eğer hayvanlar, belli bir süre, hareketleri etkin bir şekilde öğrenecek kadar pratik yaparlarsa hareketin özel etkisini unutuyor gibi görünüyorlardı. Bu fazlaca pratiğin sonucu olarak, hayvanları deneyden önce besleseniz dahi yiyecek getiren kaldıraca bastıkları gözlenmekteydi. Fareler neticeyi düşünmeden herhangi bir fırsatı kaçırmamaya odaklı bir alışkanlık geliştiriyorlardı.

Tüm bunlar tanıdık geliyor mu? Bir psikologa göre pek çok insan ritüeli, Skinner’ın güvercinlerinin ve Dickonson’ın farelerinin otomatik olarak geliştirdikleri davranışlarla benzeşiyor. Gerçekte etrafımızdaki dünyaya bir etkisi olmadığı halde yapmaya devam ettiğimiz çokça hareket var.

Spor gibi şansın etkili olduğu bir konuda, başarılı olabilme adına herhangi bir hareketi tekrarlama meyli daha da artıyor. Bazı ritüeller sporculara oyundan önce ve oyun esnasında rahatlama yaşatabilir. Ancak bu ritüeller çay demleme örneğindeki gibi alakasızdır. Mesela Tiger Woods golf turnuvalarının son günlerinde kırmızı giyer, çünkü kırmızının kendisinin “güç rengi” olduğunu söyler. Beyzbolcu Wade Boggs eğer önceki gece tavuk yemişse daha iyi vuruş yaptığını iddia etmektedir. Futbolcu Kolo Toure soyunma odasından son çıkan kişinin kendisi olması gerektiğine inandığı için bir keresinde ikinci yarının başlangıcını kaçırmıştır. Tedavi olan bir takım arkadaşının tedavisini bitirip kendisinden önce sahaya çıkmasını beklediği için bu durum başına gelmiştir.

Bu alışkanlıkları başımızdan atamıyoruz çünkü eğer değişirsek neler olacağını görme riskini alamıyoruz. Ya da bir başka deyişle beynimizin antik hayvani kısımları bunu istemiyor. Evrimsel süreçte beynimize işlenmiş olan bu ritüeller tüm mantıksızlıklarına rağmen kafamızda yaşamaya devam ediyor.  Bir önceki durumda işe yaramış gibi görünen bir hareket bir hurafenin temellerini atabiliyor. Bu, uzun vadede işe yarayan evrimsel bir mekanizmanın mirasından başka bir şey değil aslında. Bir hurafenin, ritüelin saçmalığını fark etmek için ona biraz yakından bakmanız yeterli olacaktır.

Çeviri: Mümin Can


Referanslar
1. BBC, Sporting superstitions: Why do we have them,
<http://www.bbc.com/future/story/20120327-why-do-we-have-superstitions>