Sesleri Görebilmek ve Kokulara Dokunmak: Sinestezi

Latince syn (birlikte, eş zamanlı) ve aisthesis (duyu, his) köklerinden türeyen bu sözcük, tıp ve nörofizyoloji jargonu içinde; herhangi bir duyunun uyarımı esnasında bir başka duyu algısının da sürece ortak olması şeklinde açıklanmaktadır. Sinestezi, baskın otoritelerce bir hastalık ya da fonksiyon bozukluğu olarak kabul edilse de insanlığın gelecekte ulaşacağı evrimsel basamağın erken sinyalleri olduğunu iddia eden ve sayısı hiç de azımsanmayacak bir karşıt görüşe de çalışma alanı sunmaktadır.

Sinestezik veya sinestetler diye tabir edilen bu sıra dışı grubun gündelik yaşamları, aynı yetenekten yoksun emsallerinden çok daha canlıdır. Sesleri görebilir, kokulara dokunabilir, tatları duyabilirler. Çok daha nadir rastlanan bir durum olmakla beraber birden fazla, hatta beş duyunun birlikte etkilendiği vakalar da tıbbi kayıtlara geçmiştir.

Sinestetler bizlere anlamsız ve tuhaf gelen olayları gerçekten deneyimleyebilirler;

“Orkestrada yaylı enstrümanlar o kadar baskındı ki kırmızıdan başka bir şey göremedim.”

“Hayatım, yemeğin sesi sence de az olmamış mı?”

“Gökyüzü bugün çok sivri” ya da “Son tablonuz nefis kokuyor” gibi…sinestezi_1

Peki, Sinestezi Nasıl Oluşuyor ve Neden Yalnızca Bazı İnsanlarda Görülüyor?

Bilim insanları bu sorunun yanıtını, insanın embriyolojik gelişim sürecinde arıyorlar.

Her kompleks canlı, zigot (döllenmiş yumurta) aşamasından itibaren, kendi DNA’sında var olan bilgi ve kalıp (genotip/fenotip) şablonuna göre; hücre, hücre yığını, doku, organ ve sistem bütünlüğüne ulaşmak ister. Bu serüvenin baş aktörlerinden insan sinir sisteminin aktif gelişimi, henüz intrauterin (rahim içi) yaşamın dördüncü haftasında başlar ve doğumdan sonra yaklaşık 20’li yaşlara kadar devam eder. Başta bizim türümüz olmak üzere, kompleks canlılarda nöron adı verilen sinir hücreleri belli odaklarda çoğalarak yığınlar oluştururlar. Bu çoğalma ve gelişme süresince aralarında sinaps adı verilen köprüler kurarak ortak iletişim yolaklarını şekillendirirler. Tüm bu organizasyon boyunca sinir sistemimiz kendi içinde reseptörlere, duyulara, ileti yollarına, diğer sistemlerle müşterek çalışacak ara bileşenlere, işleme ve yorumlama merkezlerine, hafıza, duygu vb. detaylardan sorumlu alt bölgelere ayrılıp özelleşirken, nöronlar ve yolaklar arası izolasyona başvurur ve sinaptik köprüleri yitirirler. İşte tam da bu noktada oluşabilecek bir aksaklık veya genetik alt yapıdan köken alan ayrışamama nedeniyle, göz tarafından işlenmiş bir verinin elektriksel sinyalinin, koku reseptöründen bilgi taşıyan yola sıçraması, ya da az önce duyulan bir ezginin verisinin, dilin yan kısmından ekşi tadını taşıyan hatta yönelmesi gibi durumlar oluşabilir. Bu örnekler zemininde ortaya çıkan tabloya da sinestezi adını veriyoruz.

Beyin hücrelerimiz (nöronlar) bilgi iletimini gerçekleştirebilmek adına nöronlar arası sinapsları, diğer bir deyişle beynimizin bilgi iletiminden sorumlu bağlantı noktalarını kullanırlar.
Beyin hücrelerimiz (nöronlar), bilgi iletimini gerçekleştirebilmek adına nöronlar arası sinapsları, diğer bir deyişle beynimizin bilgi iletiminden sorumlu bağlantı noktalarını kullanırlar.

Durumun genetik olarak taşındığına dair kanıtlar ve embriyolojik sürece etki eden çevresel ve organik faktörler tabloyu belli bir grupla sınırlıyor.

LSD gibi psikodeliklerin ya da uzun etkili halüsinojenlerin kullanımından sonra sinir sistemi üzerine etkilerini incelemek için yapılan çalışmalar, neredeyse tüm duyuların eş zamanlı veri trafiğinin iç içe geçtiği bir yapay sinestezi hali oluştuğunu gösteriyor. Çalışmaların sonuçlarını ilginç kılan ise LSD deneyimi yaşayan kimselerin mutluluğun resmini gördükleri, tanrının sesini duydukları, henüz doğmadan önce içinde yüzdükleri sıvının huzurlu, korunaklı ve enfes lezzetini tattıklarına dair ortak beyanlarda bulunuyor olmaları. Bu deneyimi tekrar yaşamak isteyip istemedikleri yönünde yapılan anketlere tama yakın bir oranda “istiyorum” yanıtı veren deneklere karşın, sinestetler için durum bu kadar da cazip değil. Ne de olsa, araç kullanan bir sinestetin radyoda aniden çalmaya başlayan bir şarkıyı gözüne doğru patlayan bir flaş gibi algılamasının, refleks bir yanıta ya da ölümcül bir hataya neden olmayacağının garantisini kimse veremez.

Sinapslarda gerçekleşen hatalar sonucu oluşan sinestezi hastalığının görülme oranı ise 36 bin'de bir. Açıklamaya çalıştığımız üzere sinestezi, doğuştan gelebilen bir durum olmakla birlikte, farklı şekillerde sonradan da kazanılabiliyor. Bilim insanları sinestezi üzerine bugüne kadar pek çok çalışma yürütmüş olsalar da, henüz sinestezinin nedenleri ve nasıllarını anlama noktasında uzun bir araştırma sürecine ihtiyaç olduğu bir gerçek.

Dr. Sercan Özaydın

 

Kaynaklar

American Psychological Association/Everyday Fantasia, The world of sinesthesia

Faculty.washington.edu/chudler/syne.html

Mother nature network/what is sinesthesia

 

 

Sercan Özaydın

Seksenlerin başında o yılın mahsulüne tepki olarak doğar. Hiç bir denize komşu olmayan 4 ıslak şehirde büyür. Çok insan tanır, pek azıyla tanışmıştır oysa. Bilimle bakar, kurguyla görür. Gezer, yazar, okur, paylaşır, güler. Tıp Doktoru, Yönetici, Sinirbilim, Psikoterapi, Sosyoloji, Strateji/Planlama, Yazar.

Sercan Özaydın 8 makale yazdıSercan Özaydın tarafından yazılan tüm makaleleri gör