Kısa Bilimkurgu Öykü : P.I.N.

Dr. Kyo son verileri kâğıda dökerken, ince uzun dallardan biri, elindeki kaleme doğru yeni bir hamle yaptı. Doktorun kâğıt üzerinde gezinen eliyle, oyun oynamak isteyen bitkinin muzip tepkileri yazmayı güçleştirse de Kyo, not defterindeki sayısal verileri hızla dosyaya aktarmayı sürdürdü.

“Sakin ol ufaklık, çok az işim kaldı. Birazdan seninle ilgileneceğim.”

Yayvan yapraklarını düşürüp; dallarını gövdesine saran bitkinin memnuniyetsizliğini anlamak güç değildi.

“Ana Gövde Boyu: 243 cm

Ana Gövde Kalınlığı: 48 cm (ortalama çap)

Toplam Ağırlık: 89 kg

Ana Kök Sayısı: 7 (Kök saçakları neredeyse yok oldu)

Ana Dal Sayısı: 4

Yaprak Kütlesi: 6 kg. (son 24 saatte kayıp 1,2 kg)”

“Güzel. Böyle giderse 2 güne kalmaz bağlarından kurtulacaksın.” Doktorun sesindeki mutluluğu kavrayan bitki, gövdesine sarılı dallarını gevşetip yapraklarını tekrar masaya doğru çevirdi.

Dr. Kyo son satırı bitirip kalın dosyayı kapatırken, bitkinin titrettiği yapraklarından yayılan ve alkışı andıran hışırtıya doğru gülümsedi.

Dosyayı karşı duvara sabitlenmiş ve büyük harflerle, Plant Integrated Noromusculer – Organism (Bitkisel Bileşenli Nöromusküler Organizma): PIN-o yazılı dolabın üst rafına yerleştirip kapıyı kilitledi.

“Evet, PIN. Acıktın mı?”

Bitki, gövdesini doktora doğru esnetip üst dallarının arasındaki cebi araladı. Doktor önlük cebinden çıkardığı meyve suyu dolu paketi delerek tüm sıvıyı, yarım avuç içini geçmeyen delikten içeri boca etti.

PIN, gövdesine kendi ekseninde birkaç helezon çizdirip tüm sıvıyı derinlerine ulaştırırken, artık neredeyse yok olmuş kök üyeleri üzerinde dengesini korumaya çalışıyordu.

“PIN, yavaş olmalısın! Artık eskisi kadar sağlam basamıyorsun.”

Bitki kendisini anlamasa da Dr.Kyo, annelere has şefkat ve akademisyen alışkanlığı açıklamaları ile neredeyse PIN ile her iletişimini seslendirme eğilimindeydi. İkinci paketi boşaltırken cep telefonundan son aranan numarayı çevirdi.

“Frank.”

“Evet Doktor?”

“Sanırım protokolü erkene alıyoruz. Yarın öğleden sonra nasıl?”

“Olur. 14:00 pm?”

“Uygun. Bekliyorum.”

“Tamam o halde, görüşürüz.”

Telefonu masaya bırakıp PIN’ın en sevdiği oyuncağı ellerinin arasında çevirdi.

Bitki olduğu yerde dikilip, henüz gelişmemiş ışık reseptörlerini taşıyan ince ve otsu çıkıntılarını Doktor'un elindeki kırmızı sünger topa çevirdi. Diğer yandan orta dallarının kalın ve etli yapraklarını bir beyzbol eldiveni gibi açıp pozisyon aldı.

“Yakala..!”

PIN havada yarım dair çizen topu mekanik bir hareketle kavradı. Ve başarısını sindirim tüpünde biriktirdiği basınçlı havayı ağıza benzeyen kasılmış boşluğa yönlendirerek çıkardığı tiz sesle taçlandırdı. Miyavlayan bir kedi yavrusu veya uykudan henüz uyanmış bir bebek iniltisi gibiydi.

Topu, esneterek geriye eğdiği gövdesinin önünde beliren oluktan aşağı, Doktor’un olduğu yöne doğru yuvarladı. Doktor ayaklarına çarpıp duran topu tekrar fırlattı, PIN tekrar yakaladı ve bu oyun yarım saat kadar devam etti.

“Artık çıkmalıyım. Yarın büyük gün. Sende dinlen istersen.”

PIN söyleneni tam anlamıyla kavrayamasa da “çıkmalıyım”ın ardından gelecek yalnızlığı biliyordu. Dengesini koruyarak öne doğru eğildi ve Doktor’un her zaman yaptığı gibi yüksek dallarını okşamasına izin verdi.

***

Frank geldiğinde saat 14:00’ü biraz geçiyordu.

“Bağışlayın Doktor, laboratuvarda işler biraz uzadı. Yeni çocuklar fazla meraklılar.”

“Merak, sevgili Frank; bilim insanları için en belki de en değerli koltuk değneğidir. Ben prosedürü başlattım, PIN’in yatışması için böylesi daha iyi oldu zaten.”

“Son taslak üzerinde değişiklik yaptınız mı?”

“Hayır ama son bir kez üzerinden birlikte geçmenin iyi olacağını düşünüyorum.”

Geniş parşömenleri masaya yayıp konuşmaya başladılar.

“Ana gövde ile boyun arası 50 cm olmalı, bacaklar 35’er cm. Boyun 7 ve baş 18 cm. Ayaklar ve kasık eklemleriyle 120 cm civarında bir gövdeye ulaşmaya çalışacağız. Tüm eklemlerde çapı, ana parçaya göre 2 cm kadar geniş tutmalısın. En önemlisi ışık ve ses hassasiyeti bulunduran reseptör bileşenleri. Gövde içinde ince yarıklar açarak bu dokuları göz ve kulak kompartımanına kadar taşıyacağız. Bunu yaparken sana yardımcı olmaya çalışacağım ve senden olabildiğince hassas çalışmanı rica ediyorum.”

“Anlaşıldı Doktor. Botanikten güzel sanatlara geçerken, günün birinde böyle bir projenin parçası olabileceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Aslına bakarsanız yapacağım işin ötesinde, bir bitkinin; daha doğrusu hareket edebilen duyabilen ve hatta görebilen bir bitkinin varlığı dahi çılgınca.”

“Ah. Şu işi bir bitirelim. Asıl çılgınlık o zaman başlayacak.”

“Ne durumdayız Doktor.”

Dr. Miri KYO elindeki kaleme benzer cihazı PIN’in gövdesine yaklaştırıp minik elektrik arklarıyla bitkiyi uyarmayı denedi. PIN tepkisizdi.

“Tamamen uykuda, başlayalım.”

4 saatin sonunda parmaksız ve yayvan ayaklardan, 4 parmaklı minik ellere kadar gövdeye dair tüm detaylar bitmişti. Dikey pozisyona getirip statik açıdan kontrol ettikleri gövde müthiş bir denge sağlıyordu. Fakat asıl zor olan kısmı sona bırakmışlardı. Gözler, kulaklar, gelecekte kavrayacağı mimikler için çukur ve tümsekler, sindirim boşluğuna uzanan kanalın ağız şeklinde rekonstrükte edilmesi ve anlamlı sesler çıkarabilmesi için tıraşlanıp düzenlenecek iç bileşenler…

6 saatin ardından her ikisi de masadan uzaklaşıp eserlerine baktılar.

“Frank muhteşem bir iş çıkardın.”

“Size katılıyorum Doktor fakat yardımınız olmadan imkansızdı.”

Kısa süre gülüştüler. Doktor Kyo, Frank’in de yardımıyla PIN’i sıvı dolu bir tanka alıp ileti liflerine bağladığı transfüzyon pompalarını çekti.

“Birkaç saate uyanır.”

“Doktor, akademiye bildirmemekte kararlı mısınız?”

“Evet Frank. Senden de sessizliğini sürdürmeni rica ediyorum. PIN-o Protokolü hali hazırda devam ediyor fakat PIN benim kişisel çalışmam. Son 4 yıl boyunca özel zamanımın tamamını ona ayırdım. Ve bunun dışında biliyorsun…”

Miri Kyo, 5 yıl önce kendi gibi botanikçi olan eşini ve henüz 6 yaşındaki oğlunu bir trafik kazasında yitirmişti. Acısını içinde yaşayan kadın, Japon dirayet ve gelenekselliğinin canlı örneğiydi.

“Biliyorum ve eşinizi ben de çok özlüyorum.”

“Teşekkürler. Gelişmeler hakkında seni de bilgilendireceğim. Onlarca kilogramlık organik bir kütleden, olabilecek en sevimli çocuğu yarattın ve bunu sergileyemiyorsun. Tüm takipçilerine yetecek kadar hayranlığı içimde taşıdığımı bilmeni isterim Frank.”

“Sağ olun Doktor. Görüşmek dileğiyle.”

Frank çıkarken yorgun ama keyifli görünüyordu.

***

- 9 Ay Sonra –

Zilin ikinci çalışında Dr. Kyo kapıda belirdi.

“Hoş geldin Frank.”

“Merhaba Doktor.” Elindeki buketi uzatırken nazik ve utangaç görünüyordu.

Diğer elinde tuttuğu kayısı suyu paketlerini gösterdi. “Ve bunlarda küçük dostum içi… Aman tanrım.”

PIN koridorda yavaş adımlarla kendine doğru yürüyordu.

“Vay canına, küçük dostum. Muhteşem görünüyorsun.”

Hızlı adımlarla PIN’e doğru yürüdü.

PIN olduğu yerde durup tebessüme yakın bir ifadeyle Farnk’e baktı. İnce ve anlaşılması güç bir sesle “Merhaba.” diyebildi.

“Aman tanrım, Doktor. Bu genç adam inanılmaz.

PIN sağ elini ayası açık şekilde Frank’e uzattı. İlk etapta ne yapacağını bilemeyen adam elindeki poşeti PIN’e doğru uzatınca, çocuk/bitki… korkuya benzer bir refleksle elini geri çekti. Poşet yere düşerken içindeki meyve suyu paketini fark eden PIN yere mutlulukla bezeli bir çığlıkla eğilip paketi aldı.

“Aslını istersen senden bir beşlik çakmanı istiyordu Frank. Gün boyu pencereden karşıdaki okul bahçesini izliyor. Sabahları bir araya gelen çocukların çakarak selamlaştıklarını öğrendi. Senden de aynısını bekledi.”

“Ah özür dilerim dostum.” Frank’in uzattığı eline mekanik ve yumuşak bir şaplak indi.

Frank, şaka yapmak için elini birkaç kez silkeleyerek, “Elim kırılmış olabilir, genç adam ne kadar da güçlüymüş.”

Şakayı anlamayan PIN, “özür dilerim” diye karşılık verince Dr. Kyo ve Frank aynı anda kahkaha attılar. Gülüşmelerine PIN’in de katılmasıyla, salona kadar uzanan mesafeyi neşeyle katettiler.

PIN hediyesini dikkatle açıp içmeye koyulurken, Kyo ve Frank sessiz sayılabilecek bir tonda sohbet ediyorlardı.

“Tahmin ettiğimden daha hızlı öğreniyor, Frank. Fiziksel büyümeyi eksojen hormonlarla kontrol edebiliyorum. Şu an 7 yaşında bir erkek çocuğuna paralel gelişiyor. Fakat operasyondan bu yana öğrenme hızı inanılmaz. İletişim becerileri ve ince motor kabiliyeti çok iyi. Duygusal reaksiyonları bizden hiç de faklı sayılmaz. Her gün yeni sorularla geliyor, öğrendikçe sorgulama yeteneğini geliştiriyor ve sınırsız merakı için yepyeni konuları keşfediyor. Belki inanmayacaksın ama metaforlar, mecaz ve mizah konusunda dahi belirgin bir kavrayışa sahip.”

“Anne, ikinci bardağı içebilir miyim?”

“Evet ama daha fazlası olmaz PIN, biliyorsun.”

“Anlaştık.”

Frank sorar gözlerle Doktora baktı.

“Biliyorum, Frank. Tamu’nun geride bıraktığı boşluğu onunla doldurdum. Ve bunun bana, aslında her ikimize de ne kadar iyi geldiğini bilemezsin.”

“Aslında bunu görebiliyorum Doktor. Sizi yeniden bu kadar mutlu görmek inanın beni çok sevindirdi. Sahi uzun zamandır görüşmüyoruz. Ayrılalı ne kadar oldu?”

“Altı, belki 7 ay.”

“PIN için ruhsat başvurusunda bulunduğunuzu duydum. Projenin açığa çıkması nasıl oldu da yasal mesuliyet doğurmadı anlayamadık, hepimiz şaşkınız.”

“Kuzenimin teknoloji bakanlığında olmasının yardımı dokundu diyelim.”

“Tahmin etmiştim.” Frank gülümsüyordu.

“Peki anlatın bakalım Doktor, sonrası için planınız nedir.”

“Açıkçası tüm zamanımı PIN’in eğitimine harcıyorum. Alt katta küçük bir laboratuvarımız var, gereken sentetikleri orada hazırlıyor, daha iyilerini geliştirmek için çabalıyorum. Büyüme ve gelişimi neredeyse kontrol altında, fakat halledilmesi gereken daha büyük bir sorunumuz var. PIN’in bizdeki sinir sistemine benzer bir ileti örgüsü var ve öğrendikçe bu sistem daha büyük bir gelişim ve hassasiyet kazanıyor. Duyarlılığın artması bir çeşit ağrı benzeri hisse neden oluyor. Kronik ağrıyı kontrol edebilsem dahi travmaların yarattığı acıyı durduramıyorum. Basit çarpmalar ve incinmeler sonrasında acısını dindirmek için onu uyutmak zorunda kaldığım acı deneyimlerimiz oldu. Işık reseptörleri hızla gelişiyor fakat hala bir çift göz kadar etkin olmanın çok uzağındalar. Bu durum da beraberinde minik kazaları getirebiliyor. Dün elini kapıya sıkıştırdı, neler yaşadığımızı tahmin bile edemezsin. Özellikle eller, ayaklar ve burun ucu gibi sivri, uç uzuvlar çok daha hassas.”

Sohbeti PIN’in konuşması böldü, “Anne, Frank’e odamı gösterebilir miyim?”

“Elbette oğlum.”

PIN için Frank’in evlerinde olması tarifsiz bir deneyimdi. Doktor Kyo dışında konuşabildiği ilk insan…

Birbiri ardına gelen sorular, cevaplar ve hiçbir anı sessiz geçmeyen lezzetli bir akşam yemeğinin ardından PIN’i kırmayıp uyumadan önce masal anlatan bu kez Frank’di.

Frank, gecenin sonunda kendisine kapıya kadar eşlik eden Dr.Kyo’ya son bir soru sormak için duraksadı, “Onay gelince ne yapmayı planlıyorsunuz?”

“Onu resmen evlat edineceğim ve bir annenin ne yapması gerekiyorsa onu yapacağım.”

***

- 3 Ay Sonra –

PIN ve annesi okulun kayıt bürosunun önünde son kez birbirlerine baktılar. Sırtındaki çantası ve boynuna asılı suluğuyla PIN çok sevimli görünüyordu. Dr. Kyo diz çöküp oğluna fısıldadı, unutma PIN arkadaşlarınla iyi geçineceksin. İlk etapta onların sana, senin de onlara alışman biraz zaman alacaktır. Fakat öğretmenlerinin desteği ve biraz da sabırla bunu kolayca aşacağız. Su ve besin solüsyonunu alacağın saatler için saatinin alarmını ayarladım. Hatırlatmaları asla atlama. Arkadaşlarına, öğretmenlerine ve diğer insanlara karşı lütfen nazik davran. Ve oğlum, her ne olursa olsun asla ama asla yalan söyleme. Yoksa neler olabileceği konusunda seni uyardım.”

“Merak etme anne hepsi aklımda ve hata yaparsam burnumun uzayacağını ve çarptığımda canımın ne kadar yanacağını biliyorum.”

Dr. Kyo doğrulup oğlunun başını okşadı. El ele tutuşup kayıt bürosunun kapısından içeri girdiler.

Doktor görevliye oğlunun yeni ve pırıl pırıl kimliğini uzattı. Kadın kimlikte yazan ismi öğrenci belgesine işlerken küçük çocuğun adını heceliyordu; Pin O Kyo …

Dr. Sercan Özaydın

Sercan Özaydın

Seksenlerin başında o yılın mahsulüne tepki olarak doğar. Hiç bir denize komşu olmayan 4 ıslak şehirde büyür. Çok insan tanır, pek azıyla tanışmıştır oysa. Bilimle bakar, kurguyla görür. Gezer, yazar, okur, paylaşır, güler. Tıp Doktoru, Yönetici, Sinirbilim, Psikoterapi, Sosyoloji, Strateji/Planlama, Yazar.

Sercan Özaydın 8 makale yazdıSercan Özaydın tarafından yazılan tüm makaleleri gör