Bilimsel Düşünce: UFO Gördüm

Aktif bir şekilde popüler bilimle ilgilenen platformlar olmanın yanında, birçoğumuz aynı zamanda akademik bağlamda da bilimle ilgileniyor. Kimimiz teorik çalışmalarla ilgilenip kağıtlar arasında kaybolurken, kimimiz de laboratuvarlarında tekrar tekrar deneylerle uğraşıyor. Araştırmadan kendimize kalan vaktin önemli bir bölümünde de, sizlerin de bu tadı bir nebze olsa yakalayabilmenizi sağlamaya çalışıyoruz. Fakat popüler bilim ile bilim arasında önemli bir uçurum bulunur. Birçok kişi, popüler bağlamda derin bilgi birikimine sahip olduğunda, aynı zamanda derin bir bilimsel bilgiye de sahip olduğu yanılgısına düşüyor. Bunun doğurduğu en kötü sonuçlardan biri de, sahte bilimlerin, bilimselmiş gibi düşünülmesidir.

Doğru deneyler yapabilmek, sağlıklı teorik çıkarımlarda bulunabilmek adına birçok bilimsel metodoloji izlemek zorunda olduğumuzdan dolayı, hatalı gördüğümüz her çıkarımı eleştirme meyilindeyiz. Narsist olmadığımızı varsayarsak, bu eleştirilerin amacının son derece yapıcı ve faydacı olduğu açıktır. Çünkü bilim daima topluma hizmet eder; bilim karşıtlığının da zararı, yine topluma dokunur. Böyle bir duruma gözleri kapatmak bir vicdan meselesi olduğundan, sürekli eleştirip, hatalı yanları ortaya koymaktan çekinmiyoruz.

Bir dostum, "nasıl düşünmememiz" gerektiği hakkında sık sık yazdığımızı, fakat biraz da "nasıl düşünmemiz" gerektiği hakkında yazmamız gerektiğini söyleyerek bizden bir ricada bulundu. Ben de bunu bir eleştiri olarak almalıyım, çünkü kendisi çok haklıydı. Aslına bakarsanız, sık sık nasıl düşünmemiz gerektiğine de ifadelerimiz arasında yer veriyoruz. Fakat bir şekilde eleştirilerimiz ağır basıyor.

O yüzden böyle bir yazı dizisine başlamaya karar verdim. Sık sık uyarılarda bulunduğumuz sahte bilim konularına neden karşı çıktığımızı, aslında gerçekte ne demeye çalıştığımızı tüm detaylarıyla, samimi bir şekilde açıklamaya çalışacağım. Alanım astronomi olduğu için, bize sık sık soru olarak yöneltilen UFO konusuyla başlamayı uygun gördüm. Üzerine çok tartışmalar dönüyor, sadece bizim ülkemizde değil; ABD'de çok daha popüler. Ne yazık ki bilimin bir ülkede çok ilerlemiş olması, o ülke insanlarının hepsinin bilimsel düşüncesine keskin bir katkı sağlayamıyor. Çok iyi uzmanların olduğu bir ülkede, cehalet gafleti içerisinde boğulmakta olan birçok insan ne yazık ki bulunabiliyor. Fakat aradaki bu farkı, sizlere sadece bilimsel düşünce yöntemlerini anlatarak kapatmayı umuyoruz. Unutmayın, amacımız bilimsel düşünmek, bir fikre karşı çıkmak değil. Ta ki fikir, bilimle çelişene kadar.

UFO Nedir?

UFO kelimesi, İngilizce'de "Unidentified Flying Object" kelimelerinin kısaltılmışıdır. Türkçe'de, "Tanımlanamayan Uçan Cisim" kelimelerine karşılık gelir. Önümüzdeki ilk karanlık çukur bu kelimelerin doğru anlaşılmamasında yatıyor. Ne zaman UFO dense, akla uzaylı geliyor. Fakat UFO demek, uzaylı demek değildir. Bir uçan cisim görmüşsünüzdür ve onun ne olduğunu tanımlayamamışsınızdır. Buna uzaylı diyebilmeniz için ise, uzaylı olduğunu tanımlayabilmiş olmanız gerekir.

Genellikle UFO'cuları besleyen de bu kavram hatasıdır. Çünkü böyle bir durumda, tanımlayamadığınız fakat gördüğünüz uçan herhangi bir cisim bir anda uzaylı oluverir ve bu da UFO'cuların istediği bir şeydir. Çünkü amaç uzaylı görmektir ve ta daa, elinizde bir uzaylı gözlemi daha oldu. O cismin uçak olmasını asla istemezsiniz. Fakat eğer bir cismi tanımlayamıyorsanız, o sadece tanımlanamayan bir cisimdir. Onun herhangi bir şey olduğunu söyleyebilmeniz için, öncelikle elinizde somut bir kanıt olması gerekir. Elbette istediğinizi söyleme hakkınız bulunuyor, uzaylı olduğunu da iddia edebilirsiniz. Fakat iddianız bilimsel bir temele oturmamış olacaktır.

Peki ne yapmak doğrudur? Elinizde bir gözlem var, belki bilgiler de kaydetmişsiniz. Cisim şöyle ışıklara sahipti, şu yönde şöyle gitti, şu kadar uzaktaydı, şu kadar hızlıydı... Fakat ne olduğuna anlam veremediniz, çünkü uçağın ışıklarına benzemiyordu. Helikopter gibi de ses çıkarmıyordu. Eh dünya kaynaklı bütün olayları elediğimize göre dünya dışı bir şeyler olmalı! Hayır. Bunu diyebilmek için, dünya dışı kaynağın ne olduğunu bilmeniz lazım. Tıpkı az önce helikopteri bilerek, helikopter olmayacağını söylediğiniz gibi, uzaylı olduğunu söyleyebilmeniz için de uzaylıyı bilmeniz gerekir. Tüm bunların yanında, dünya kaynaklı tüm olayları bilmiyor olmanız pek doğal bir durumdur. Örneğin yeni bir teknoloji olarak hayatımıza giren multikopterler, ilk çıktıklarında (ki hala) sıklıkla uzaylı olarak yorumlanıyordu. Fakat bir çocuğun kumanda ettiği oyuncaktan başka bir şey değildi.

Sizin multikopteri tanımıyor olmanız, gördüğünüz fakat tanımlamakta zorlandığınız bir cismi uzaylı yapmaz. Hatta gözleminiz, henüz hiç kimsenin bilmediği bir doğa fenomeni de olabilirdi. Bu durumda ne olduğunu hiç anlayamayabilirdiniz. Fakat bildiğiniz tüm seçenekleri elediğinizde, geriye kalan seçenek uzaylı veya bir başka şey değildir. O, tanımlanamayan olarak kalır, ta ki ne olduğunu somut, bilimsel verilerle ortaya koyana kadar.

Eğer tanımlayamadığınız bir şeyi, herhangi bir şeye atfederseniz, bu bilimsel bir yaklaşım olmaktan çıkacaktır. Bu durum bilim insanlarının asla yapmaması gereken bir şeydir. Zaten yapan olursa da, hemen neden böyle yaptığı sorgulanır ve bilimsel metodolojiye aykırı olduğu vurgulanır. Hemen bir örnek verelim.

Einstein'ın Genel Görelilik Keşfi

Einstein, kütlelerin uzay-zamanı büktüğünü söylemeden önce, gezegenlerin hareketini klasik mekanikle (Newton mekaniği ile) açıklamaya çalışıyorduk. Bu açıklamalar gezegenler ve uyduları için oldukça tutarlıydı. Biri hariç! Merkür... Merkür, ilginç bir şekilde aykırı bir yörünge hareketine sahipti. Fizik yasaları tüm çıplaklığıyla ortadaydı, zaten diğer gezegenlerin hareketini de gayet iyi açıklıyordu. O zaman Merkür için de bu yasalar geçerli olmalıydı, fakat yörünge hareketi böyle olmadığını gösteriyordu.

Böyle bir durumda ilk akla gelen, başka bir etkinin, Merkür'ün hareketini etkiliyor olacağıdır. Bu yüzden orada henüz gözleyemediğimiz, Merkür'ün hareketini etkileyen bir gezegen olabileceğini düşündük. Hatta Merkür'ün hareketinden bu gezegenin kütlesini ve Güneş'e olan uzaklığını da belirlemeniz de mümkündür. Fakat böyle bir gözlem çok kolay olmasına, çok daha zor şeyleri görüp ölçebilmemize rağmen, böyle bir gezegenin varlığını bulamadık. Bu yüzden başka bir şeyler buna sebep oluyor olmalıydı.

Neler olabileceğini o zaman gidip düşünmeye çalışalım. Elimizde harika çalışan fizik yasaları var ve bu yasa, sadece bir durumu açıklamakta zorlanıyor. Haliyle ilk düşündüğümüz şey, yasanın doğru olduğu fakat farkında olmadığımız bir etkinin söz konusu olduğu. Etkiyi aradık, fakat onu da bulamadık. Şimdi ne yapacağız? Fizik yasaları ihlal edilemeyeceğine göre, etkiyi göz ardı edemeyiz. Acaba Merkür üzerinde yaşayan zeki bir uygarlık, Merkür'ün yörünge hareketini kontrol ediyor olabilir mi?

Şüphesiz ki bu düşünce pek akla yatkın değildir. Bunun yanında bilimsel bir veri ile desteklenmediği gibi, birçok bilimsel duruma da aykırıdır. Merkür hem çok sıcak hem de çok soğuk bir gezegendir, atmosferi yoktur, iyonlaştırıcı radyasyona çok maruz kalır. Bildiğimiz türden bir canlının orada yaşaması imkansızdır. Hımm, o zaman bilmediğimiz türden bir canlı olmalı! İşte bu noktada işler biraz zorlama olmaya başlıyor. İlk başta fikri değerlendirdik ve bunu destekleyen fikir olmadığını gördüğümüz gibi, desteklemeyen fikirler olduğunu da gördük. Bu noktada, akla yatkın başka cevaplar aramak yerine, cevapları olmayan açıklamalara konuyu sürüklemek, işi bilimin dışına taşır. Çünkü bilimde "sınanabilirlik" son derece önemlidir. Merkür'ü arkasından iten ejderhalar olduğunu, ateşlerini de Güneş'ten aldıklarını, fakat Merkür'ün hep arkasında kaldıkları için onları göremediğimizi söylemek ne akla yatkındır ne de bilimseldir. Güzel bir bilimkurgudur, şahane bir fikirdir. Fakat elimde ne var? Bir ejderha mı gördüm? Elimde bir ejderha dişi mi var? Hiçbir şey yok! Elimde olan tek şey, masallarda okuduğum ejderha denilen hayali bir yaratık. Şüphesiz ki masal kitabı bir bilim kitabı değildir. Dolayısıyla orada yazılanları alıp, bilimsel bir açıklamanın temeline oturtamazsınız. Elinizde ejderhaların varlığına dair bir kanıt olması gerekir ve arkeoloji bilimi böyle bir şeyin varlığına dair en ufak bir kanıt bulamamıştır. Bulmuş olsa dahi, onların Merkür'de de olduğuna dair bir kanıtınız olması gerekecekti.

Nitekim Einstein, genel görelilik ile bu durumu açıkladı ve gördük ki, klasik mekanik eksikti. Büyük bir çoğunluk burada bir fizik yasasının yanlış olduğunun bulunduğunu sanar. Hayır, bu durum biraz daha farklıdır. Einstein'ın bulduğu şey, klasik mekaniğin, bizim o zamana kadar ölçebildiğimiz şeylerde işe yaradığı oldu. Henüz ölçmeye teknolojimizin yetmediği, fakat Merkür ile bu gözlemlerin başlığı yerlere kadar klasik mekaniğin geçerli olduğunu öğrendik. Klasik mekanik, hala geçerliliğini korumaktaydı. Fakat daha fazlası için, onun geliştirilmiş bir versiyonuna ihtiyaç vardı. İşte Einstein genel görelilik ile bunu ortaya koydu. Ardından Einstein'ın teorisiyle ön gördüğü gözlemleri de gerçekleştirdik ve gördük ki, klasik mekanik bunları da açıklayamıyordu. Fakat Einstein'ın teorisi sorunsuz bir şekilde hesaplarla örtüşüyordu.

Burada biraz daha ileriye gidip değinmek istediğim nokta, Einstein'ın genel göreliliğinin de bir takım eksiklere sahip olduğunu düşünmemiz. Genel görelilik ile galaksiler üzerinde yaptığımız hesaplamalar, orada, hiçbir şekilde göremediğimiz çok miktarda bir maddenin varlığına ihtiyaç duyuyor: Karanlık madde. Hiçbir şekilde bu maddeyi göremedik, tıpkı Merkür'de olduğu gibi. Fakat bilim camiasında kimse onu mistik güçlere atfetmez, etmemelidir de. Şarlatanlıkla bilimi ayıran da budur. Bilim, karanlık maddeyi arıyor. Bunun yanında sadece karanlık maddeyi aramıyor, Einstein'ın teorisindeki eksikleri arayarak, onu geliştirmeye çalışanlar da var. Fakat daha önce de vurguladığımız gibi, sınanabilirlik çok önemlidir. Ortada tonlarca fikir var, fakat birçoğunu henüz sınayabilecek teknolojimiz yok. Bu yüzden, daha çok veri toplayıp, bu fikirleri sınamaya ihtiyaç duyuyoruz.

Burada dikkat edilmesi gereken şey, karanlık maddenin hiçbir şeye atfedilmediğidir. UFO gözleminde olduğu gibi, bilmediğimiz bir şeye, o şudur ya da budur demeyiz. Elimizde madde gibi etkilere sahip olan bir şeyler var ne olduğunu bilmiyoruz, o yüzden onu karanlık madde olarak adlandırıyoruz hepsi bu. Ona, göremediğimiz ufak karadelikler demek dahi hatalıdır, açıklama her ne kadar bir cevap sunsa da, elinizde böyle bir kanıt yoktur ve bunun gibi alternatif yüzlerce cevap üretebilirsiniz. Hangisi doğru?

Yapbozu Çözmek

Genel görelilik de pekala aynı şekilde eksik olabilir. Fakat bu onu da hatalı yapmaz. Şu anda açıklamakta zorlandığı bazı şeyler olduğunu ve ileride bulacaklarımızla bu eksiklerin de kapanacağını söyler. Bu durum, resmini bilmediğiniz bir yapbozu çözmeye benzer. Parçaları şekillerine bakarak yerleştirirsiniz ve birikmeye başladıkça resim ortaya çıkmaya başlar. Cam bir tutma kolu görüp dersiniz ki, bu bir bardağın sapına benziyor, öyleyse bu bir bardak resmi olmalı. Fakat sonradan eklediğiniz parçalar, onun bir bardak değil, bir sürahinin sapı olduğunu ortaya koyabilir. Fakat bu sapın ne olduğu hakkındaki görüşlerinizi değiştirmez. Sap, yine aynı saptır. Fakat artık ait olduğu parçayı, daha doğru yorumlayabiliyorsunuzdur.

Bilim de böyle ilerler. Biz, büyük resmin ne olduğunu bilmeden, onu oluşturan küçük parçaları birleştire birleştire ilerliyoruz. Hepsini birleştiren bir yasa bulma çabamız da bu yüzden. Çünkü resmin ne olduğunu bulabilirsek, yapbozu çözmek çok daha kolay olacak!

Elbette burada dikkat edilmesi gereken nokta, cam bir tutma kolunun yanında, onun bardak olabileceğini söyleyen diğer kanıtlar da bulmanız gerektiğidir. Elinizde ne kadar fazla kanıt bulunursa, çıkarımınız da o kadar güçlü bir hal almaya başlar.

UFO Görmek

Şimdi UFO görme konusuna geri dönelim. Elinizde ne olduğunu bilmediğiniz, uçan bir cisim gözlemi var. Bunun uzaylı olduğunu söylemek sizce bilimsel midir? Birebir aynı mantıkla, onun uzaylı değil ejderha olduğunu ya da süpürgeli bir cadı olduğunu söyleyebilirsiniz. İlginç bir şekilde artık cadı fikri pek tutmamaktadır, fakat eski zamanlara gitseydiniz bu fikrin de pek moda olduğuna şahit olabilirdiniz. İnsanlara, onun bir cadı olması fikrinin daha gülünç olduğunu düşündüren en temel şey, cadıların varlığına dair elimizde bir kanıt olmamasıdır. İnsanlar bunu benimsemiştir, fakat elimizde uzaylılara dair bir kanıt olmamasına rağmen, bu durum hala benimsenemediğinden, onun uzaylı olma fikri daha ciddi gelmektedir. Fakat ikisi de, çıkarımsal olarak aynı denkliktedir.

Burada kritik bir noktaya değinmekte fayda var. Peki onun uzaylı olmadığını söyleyebilir miyiz? Uzaylıya olan inançtan beslenen UFO'culara, bilimsel metodolojiye uygun olmayan çıkarımlarda bulundukları için karşı çıkıyoruz. Çünkü ne olduğunu bilmediğiniz bir cismi, öyle tak diye uzaylı yapamazsınız. Bu çıkışımızı birçok kişi yanlış anlamaktadır.

Gözleminizin uzaylı olmadığını iddia etmiyoruz, onun uzaylı olduğu çıkarımını yapmanıza yetecek bilimsel veriniz olmadığını, dolayısıyla onun herhangi bir şey olmasının mümkün olduğunu söylüyoruz.

Astronomlar olarak, uzaylı bir yaşam formunun varlığına dair bir şeyler görmeyi en çok isteyen kişiler belki de bizleriz. Uzaya olan ilgimiz, profesyonel yaşantımıza yansımış durumda. Üstelik neredeyse her astronom, uzayda hayat olduğu fikrine inanır. Fakat ne yazık ki, henüz bir temas olduğuna dair elimizde en ufak bir kanıt bulunmuyor. Keşke olsaydı, o zaman niye karşı çıkalım? Oturur hep birlikte, ciddi bir şekilde araştırır ve onları bulmaya çalışırdık. Kanıt olduğu iddia edilen şeylerin hepsi ya yanlış anlaşılmadan ya da bu sektörden para kazananların düzmecelerinden ibaret ne yazık ki.

Dolayısıyla tanımlayamadığınız bir cisim gördüğünüzde, eğer ne olduğunu merak ediyorsanız yapmanız gereken basit bir internet araması yapmak ya da her gün gökyüzünü profesyonel anlamda inceleyen astronomlara danışmaktır. Bize sürekli bir şeyler gördüğü ile ilgili mesajlar atanlar oluyor, çoğunu gelen tariflerden dahi anlayabiliyoruz. Dahi diyorum, çünkü gözlemler çoğunlukla sağlıklı olmuyor ve ikinci el olarak bana aktarıldığında üstüne daha da fazla hata eklenmiş oluyor. Buna rağmen ne olduğunu kolayca anlayabiliyoruz. Bazen ise veriler yetersiz olduğu için bir şey söylemek hatalı olabiliyor, bu durumda daha fazlasını istemek durumunda kalabiliyoruz. Çünkü az önce anlattığımız doğru çıkarım yapma mantığına göre, elimizde yeterli veri yoksa, ona bir cevap atfetmemenin doğru olan olduğunu biliyoruz.

Ögetay Kayalı

Ögetay Kayalı

Astronom. Çalışma alanı teorik kozmoloji, özellikle Einstein'ın görelilik kuramının modifiye edilmesi üzerine çalışıyor. Bunların yanında ender bulduğu zaman aralıklarında kafasına esince programlama, 3B modelleme, tasarım, fotoğrafçılık, resim ve satranç ile de ilgileniyor.

Ögetay Kayalı 118 makale yazdıÖgetay Kayalı tarafından yazılan tüm makaleleri gör